Bolu'da düzenlenen "Yeni Dünya Düzeninde Küresel Güç Türkiye" programında, uluslararası sistemde yaşanan değişimler, Türkiye'nin küresel güç olma hedefi ve teknolojik bağımsızlığın önemi ele alındı.Yeni Dünya Vakfı ile Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) işbirliğinde Gölköy Yerleşkesi Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen programda konuşan TBMM Adalet Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, dünyanın siyasi, ekonomik ve hukuki açıdan köklü bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, Türkiye'nin de bu küresel sistemdeki yerini ve geleceğe yönelik hedeflerini paylaşmanın son derece kıymetli olduğunu söyledi.Yüksel, devletlerin gücünün yalnızca ekonomik imkanları, askeri kapasitesi, teknolojisi ve jeopolitik konumuyla ölçülemeyeceğini dile getirerek, "Türkiye için de bütün bunlar çok çok önemli.
Özellikle jeopolitik önemle birlikte ama bence gerçek güç, bu imkanları, tabii ki ekonominin, teknolojinin ve bize bahşedilmiş olan jeopolitik konumun imkanlarını, adaletle, hukukla ve meşruiyetle birleştirilebilme kabiliyeti olduğunu söylemem gerekiyor. Aslında uluslararası sistemin karşılaşmış olduğu meydan okumaların en önemlisi kanaatimce bu." diye konuştu.Uluslararası sistemin ciddi yapısal sorunlarla karşı karşıya bulunduğunu, özellikle Gazze'de yaşananların Birleşmiş Milletler'in uluslararası barış ve güvenliği sağlama konusundaki yetersizliğini ortaya koyduğunu vurgulayan Yüksel, "81.
Birleşmiş Milletler Genel Kurul Toplantısında başta Gazze'de yaşananlar, aslında uluslararası hukukun uygulanmasında çifte standardın olduğunu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, Birleşmiş Milletler'in özellikle sağlamak için kurulduğu uluslararası barış ve güvenliği gerçekleştiremediği ve Güvenlik Konseyi'nin karar alma mekanizmasındaki tıkanıklıklar, tabii bütün bu mevcut düzenin yapısal sorunların bütün açıklığıyla aslında ortaya koymakta." ifadelerini kullandı.Yüksel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Dünya 5'ten büyüktür" ve "Daha adil bir dünya mümkündür" sözlerinin daha adil ve kapsayıcı bir uluslararası sistem çağrısı olduğuna dikkati çekerek, Türkiye'nin küresel karar alma süreçlerinde etkin rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.Türkiye'nin mevcut sistemin yalnızca kurallarına uyum sağlayan bir ülke olmanın ötesinde, bu kuralların oluşumunda da söz sahibi olması gerektiğini dile getiren Yüksel, "Kurallar oluşturulurken Türkiye'nin etkin bir şekilde masada olması gerekiyor." dedi.Yüksel, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkarılan tutuklama kararlarının önemine işaret ederek, "Aslında, bazı şeyler değişti.
Özellikle İsrail, ilk defa hukuk önünde, Uluslararası Adalet Divanı'nda ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde sanık sandalyesine oturtuldu. Uluslararası mahkemeler de İsrail'in işgalci bir devlet olduğunu açıkça bize söyledi ama dediğim gibi bu kararların uygulanması bugüne kadar mümkün olmadı." şeklinde konuştu.Birleşmiş Milletler'in ortadan kaldırılması yerine reformlarla daha güçlü, adil ve kapsayıcı bir yapıya kavuşturulması gerektiğini belirten Yüksel, "Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler nezdinde yapmış olduğu çağrı bugün itibariyle uluslararası hukuku tamamen ortadan kaldırmak değil.
Birleşmiş Milletler'i de aynı şekilde reforme ederek aslında bu adil, kapsayıcı ve akıl dolu, vicdan dolu yönetimi hep birlikte kuracağımıza olan inanç olduğunu belirtmek istiyorum." dedi."Güç sahibi olmak sınanmayı gerektirir"AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi Mahir Ünal da günümüz dünyasındaki güç dengelerinin anlaşılabilmesi için modern dünyanın oluşum sürecinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Sömürgecilik, finansal devrimler, ulus devletlerin ortaya çıkışı ve anayasal sistemlerin gelişiminin bugünkü uluslararası düzenin şekillenmesinde belirleyici olduğunu anlatan Ünal, bu tarihsel süreçler bilinmeden küresel güç ve güvenlik mimarisinin anlaşılamayacağını kaydetti.Ünal, Türk-İslam medeniyetinin adaleti esas aldığını vurgulayarak, "Bizde sömürgecilik yoktur, bizde adalet dairesi vardır.
Zulmün olduğu her yeri adalet dairesine almakla mükellef görür bizim Türk-İslam cihan mefkuremiz." diye konuştu.Türkiye'nin 2018'den itibaren kendi güvenlik mimarisini oluşturmaya yönelik önemli adımlar attığına dikkati çeken Ünal, "Şu anda da sizlerin güvenlik mimarisini inşa eden büyük bir güç mimarisi oluşturuyor Türkiye.
Türk Devletleri Teşkilatı toplantısı bunun bir parçası, Mekke Anlaşması bunun bir parçası, Bedir İttifakı bunun bir parçası, Libya ile yaptığımız deniz anlaşması ve önümüzdeki günlerde Mısır'la yapacağımız deniz anlaşması da bunun bir parçası. Bütün bu yaptığımız aslında büyük bir meydan okuma, küresel sisteme karşı ve bu meydan okumanın da bir sınanması olacak.
Çünkü güç sahibi olmak sınanmayı gerektirir. Her iddia kaçınılmaz olarak bir sınanma getirir ve bu sınanmanın en kıymetli tarafı toplumsal mukavemetimizdir, sosyal mukavemetimizdir." şeklinde konuştu.Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu meselelerin yalnızca iç siyaset çerçevesinde ele alınamayacağını belirten Ünal, gelişmelerin küresel boyutlarıyla değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi."Kritik teknolojileri geliştirerek aslında yalnızca dışa teknolojik bağımlılığı azaltmış olmadık"BAİBÜ Rektörü ve Roketsan Yönetim Kurulu Başkanı Prof.
Dr. Faruk Yiğit ise Türkiye'nin küresel güç olma hedefinde bilimsel üretim ve teknoloji geliştirme kapasitesinin stratejik önem taşıdığını söyledi.Savunma sanayisinde son yıllarda elde edilen başarıların teknolojik bağımsızlığın önemini ortaya koyduğunu dile getiren Yiğit, geleceğin uluslararası sisteminde teknolojiyi yalnızca kullanan değil, üreten ve geliştiren ülkelerin söz sahibi olacağını ifade etti.Yiğit, Türkiye'nin insansız hava araçları, elektronik harp sistemleri, uydu ve uzay teknolojileri ile savunma sistemlerinde önemli ilerlemeler kaydettiğini anlatarak, "Kritik teknolojileri geliştirerek aslında yalnızca dışa teknolojik bağımlılığı azaltmış olmadık.
Onun ötesinde bir başarı kaydettik. Bu da ülkenin kendi güvenlik ihtiyaçlarını karşılayabilme, kriz dönemlerinde bağımsız kararlar alabilme ve uluslararası ilişkilerde daha etkin bir rol üstlenmemize sebep oldu." şeklinde konuştu.Teknolojik bağımsızlığın bütün ürünlerin yerli imkanlarla üretilmesi anlamına gelmediğini vurgulayan Yiğit, "Kritik teknolojilere sahip olmak ve bunları üretebilmek aslında dünyadan kopmak anlamına gelmemesi lazım.
Her şeyi kendimizin üretmesi gerekmiyor. Esas mesele, kritik teknolojilerde kendi birikimimize, kendi insan kaynağımıza ve kendi tasarım yeteneğimize ve üretim altyapımıza bunları yapabiliyor olmamız." ifadelerini kullandı.Yiğit, küresel güç olabilmek için askeri ve ekonomik kapasitenin yanı sıra güçlü bilimsel altyapı ve yüksek teknoloji üretiminin de gerekli olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti: "Masada güçlü olmanın tek bir yolu var, sahada güçlü olmamız gerekiyor.
Türkiye'nin gerçek anlamda küresel bir güç haline gelebilmesi, kendi teknolojisini geliştiren, kendi teknolojisini üreten, ürettiği bilgiyi koruyabilen ve bu bilgiyi insanlığın yararına dönüştürebilen bir ülke olmasına bağlı. Bu nedenle teknolojik bağımsızlığı yalnızca yerel üretim oranlarıyla değil, bu tasarım kabiliyetine, kritik teknolojilere ve geliştirme yeteneğine ne ölçüde sahip olduğumuzla değerlendirmemiz gerekiyor."Türkiye'nin savunma sanayindeki kazanımlarını kalıcı kılacak olan unsurun bu üretim başarısını temel bilimlerde, ileri mühendislikte ve özgün teknolojide geliştirme kapasitesinin derinleşmesiyle alakalı olduğunu vurgulayan Yiğit, "Gerçek teknolojik bağımsızlık yalnızca bugünün ihtiyaç duyduğu sistemlerini geliştirmek, üretmek değil, yarının sistemlerinde kendi birikimimizle üretebilme yeteneğimizle ilgili.
Sonuç olarak, savunma sanayinde elde ettiğimiz kazanımları diğer kritik teknolojik alanlara da taşıyabilirsek, Türkiye yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılayan değil, geleceğin teknolojilerini de şekillendiren ülkeler arasında yer alıp o adil olmayan düzeni adaletli kılma gücüne kavuşacaktır diye düşünüyorum. Bence küresel güç olma hedefimizin en stratejik boyutlarından birinin tam da bu olduğunu düşünüyorum." ifadelerini kullandı.



